MANA YOLU

Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak

Site Menüsü

Anasayfa

Kadim yazılara göre, Efendimiz Mesih İsa “YOL” öğretilerini mesellerle vermiştir. Bu aynı zamanda o dönemin öğreti biçimlerindendir. Meselleri a.Egemenlik meselleri b.Kurtuluş meselleri c.Hikmet meselleri d.Yaşam meselleri e.Yargı meselleri gibi şalıklar altında toplamak mümkündür. 1.İlk mesel Matta 13.bölüm bu mesellerin birden bire devreye girdiği bölümdür. Mesih İsa evden çıkmış, oturmuş ve öğretmeye başlamıştır. Tekneye binmiş, oturmuş ve öğretmeye başlamıştır. Özellikle yazılı metnin dörtte biri bittikten sonra ilk anlatımın birden bire meseller şekline dönüşmesi ilginçtir. Ve ilk anlatımda “Ekinci ve tohum” meseli vardır.
Kadim başlangıç öyküsünde, yani Tora’nın (Tevrat’ın) Yaratılış bölümü girişinde yer alan Aden bahçesi anlatımında, bahçenin ortasında yer alan iki ağaç dikkat çekmektedir. Bu ağaçlardan biri “yaşam ağacı” olarak adlandırılmakta, bir diğeri ise “iyiyi-kötüyü bilme ağacı” olarak adlandırılmaktadır. İnsan (kadın ve erkek), anlatıma göre “bilme ağacını” seçmiş ve “kendi çıkarları için alma arzusunu” öne çıkarmış ve “karşılıksız verme arzusunu” simgeleyen “yaşam ağacını” seçmemiştir. Oysa insanın var olma nedeni “Suretsize suret olmaktır”. Yani Yaratan’ı madde içinde ve maddi ortamda ışıtma ve bu ışıtmanın getirdiği yaşam hazzını edinme ve deneyimleme için yaratılmıştır. Yaratanı edinme, diğer bir deyişle “Suretsize suret” olma, yaşamın bu iki ağaç, yani iki seçim yolu arasındaki tercihlere bağlıdır.
Etkin dinleme- En büyük temel buyruk “Dinle” ile başlamaktadır. “Dinle İsrael, Allahımız RAB bir O’lan RAB’dir”. Biz günümüzde oldukça etkin bir iletişim çağında yaşıyoruz. Sürekli iletişim halinde görüşlerimizi açıklıyor, yaşamımızı paylaşıyoruz. Ama şu soruyu hep sormamız lazım, bizler gerçekten iletişim kuruyor muyuz? -Etkin dinleme demek bütün dikkatimizi kendimizden diğer kişiye çevirmemiz demektir. Esaslı bir iletişim için bir konuşan ve bir dinleyen gerekmektedir. Bu oldukça basit görünmesine karşın bütün aynı görüşlerde olamayışlarımız ya da çekişmelerimiz hep dinleme eksikliğinden kaynaklanmaktadır.Her şeyden önce birini işitmemiz demek, illa o kişiyi dinlediğimiz anlamına gelmemektedir.
Efendimiz Mesih İsa; “Öyleyse ‘Ne yiyeceğiz? Ne içeceğiz? ya da Ne giyeceğiz?’ diyerek kaygılanmayın”-Mt.631 “O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter” demektedir.”-Mt.6:34 demektedir. Filipililer 4:6’da da “hiç kaygılanmayın; her konudaki dileklerinizi, Yaratan’a dua edip yalvararak şükranla bildirin” demektedir. Zaten Yeşaya’nın 30:11’e göre Yüceler Yücesi “Bana dönün, huzur bulun, kurtulursunuz. Kaygılanmayın, bana güvenin, güçlü olursunuz” demektedir. Kısacası kadim yazılarda sürekli olarak “mana talebesine” söylenilen kaygıdan mümkün olduğunca uzak durmasıdır. Bu Mesih düzeyi bir yaşamda da olsak, oldukça zorlu bir iç savaşım gerektirmektedir. Kaygı stresin temelidir. Stres kolay kolay yaşamdan çıkmaz. Ama stresi, kaygıyı avantaja çevirmemiz mümkündür.
Işık kavramı, kadim yazıların temel kavramıdır. Dolayısı ile bu kavramın iyi anlaşılıp yaşamda açılması da “mana talebesi” için temeldir. Işık elbette bizim algıladığımız anlamı ile salt ışık değil, Yaratan’dan sunulan verilerin tümüdür. Bu bağlamda “ışığın” olmadığı, kapsamadığı herhangi bir alan yoktur. Karanlık olarak ifade ettiğimiz alan dahi aslında saf ışık alanıdır. Karanlıktır, çünkü saf ışıkta göz kamaşır, göz ya da algı anlamında bakarsak saf veri görülemez. Bir çok insan için bir çok gerçek bu nedenle görülemez durumdadır ve bir çok kişi için bir çok alan karanlıktır. İnsanların çoğu sadece kendi oluşturdukları ve çok samimi bir biçimde gerçek sandıkları yanılgıları içinde aslında bir göz kamaşması, bir göz aldanması içindedirler. Bir anlamda kendi oluşturdukları sınırlı algıları içinde kendilerini kilitleyip durmaktadırlar. Bu da onlara anlamları anlamsız kılmaktadır.