MANA YOLU

Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak

Site Menüsü

ÇALIŞMA METNİ-1

DUA VE MANA-1 (ÇALIŞMA METNİ)IV

Problem

Amaçsızlık

Günümüzün en büyük problemi amaçsızlıktır. Evet, maddi yaşam içinde, dünyayı kazanma peşinde herkesin bir amacı olduğu bir gerçektir. Ama bir anlamda arkasından koşturulan bütün bu amaçlar anlık amaçlardır. Bu nedenle çoğu zaman tamlık arayan yürek için, yüreğin mana arayışında gizli bir amaçsızlık yerini alır. Bu da yaşamın her anında mutsuzluğa bir davetiyeden başka bir şey değildir. Pavlus, Timoteus’a yazdığı mektupta “Sense benim yaşam öğretimi, davranışımı, amacımı, imanımı, sabrımı, sevgimi, dayanma gücümü..yakından izledin”-2.Timoteos 3:11 demektedir.  Bu sözlerde Pavlus’un kendi içselliğinde esas bir amacı olduğu ve onunla yaşadığı oldukça açıkça görülmektedir.  Ne yazık ki, bu dünyadaki bir çok insan kardeşimiz için ve bizler için çoğu zaman bu böyle değildir. Yaşam amacının bilinmemesi de bir trajediden başka bir şey değildir.  

İnsanları sabah uyandığında yatağından kaldıracak esas güç, o kişinin bir amaca sahip olmasıdır. Peki, gerçekten insanı sabah uyandığında ayağa kaldıracak, yatağından heyecanla çıkmasını sağlayabilecek o güç, o amaç nedir? Bu inanın çok önemlidir. Mesih İsa, bu amacın ne olması gerektiğini Tevrat’ın şu önemli cümleleri ile dile getirmiştir; ‘“Tanrın Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin...‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ Kutsal Yasa'nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır.”-Mt.22:35-40. Ayrıca Pavlus Timoteus’a yazdığı mektubunda da “Mesihi tanımanın üstün değeri yanında herşeyi süprüntü sayıyorum”- Filipililer.3:7-11 diyerek yaşam amacını Mesih düzeyinde bir yaşama taşımıştır. Ve yine Mesih İsa; “Siz öncelikle O'nun egemenliğinin ve doğruluğunun ardından gidin, o zaman size bütün bunlar da verilecektir.”-Mt.6:33 diyerek bütün talebelerine doruk noktasında bir amaç sunmuştur. Kısacası Mesih Talebesi günümüzün en büyük problemi olan amaçsızlığı amaca dönüştürüp değiştirmeyi başarabilen bir kişi olmak durumundadır. 

En yüce amaç

Amacımız nedir? Eski Antlaşmada  Yaratanın yüceliği için yaratıldığımız söylenmektedir. Bunu nasıl yapabiliriz? Mesih İsa’nın özellikle vurguladığı gibi, Tanrı’n RAB’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla severek. Aziz Fransuva bir yerleşim yakınında, kırsal bir yerde dua ederken, arkadaşları imparatorun bu yerleşim birimine yaklaştığını ve onlarla imparatoru karşılamaya gelmesi için haber vermeye gelmişlerdi. Aziz Fransuva ise eline bir kağıt aldı  ve Mesih İsa’nın “Siz öncelikle O’nun egemenliği ve doğruluğu ardından gidin,o zaman bütün bunlar size verilecektir”-Mt.6:33 sözlerini yazdı. Ve sonra bu kağıdı bir sopaya takıp arkadaşlarından birine verdi. Bu kağıdı verirkende arkadaşına; “Bunu imparator geçerken uzat alıp okusun” dedi. 

İmparator içinde esas yaratılma gayesi, Öz’ün yüceliğini açığa çıkarmak olmalıdır. İnsan çoğu zaman kendi egemenliği peşindedir. Oysa tek yapması gereken şey herşeyden önce evrenin yegane sahibinin görkemli egemenliğini aramaktır. Bu Fransuva için öyle olduğu gibi, imparator içinde de öyledir. Dünyada herşeyin yegane sahibinin, Işık kaynağının dostu olmaktan daha üst ne vardır? Elbette yoktur. Soluğumuzun sahibi ile içli dışlı ve esaslı bir bağ kurmak,  işte sahip olunması gereken en yüce amaç hiç kuşkusuz budur.  

V

Müjde

Müjde nedir? 

Müjde, kelime anlamı ile iyi bir haber demektir. İncil kelimesi de aslında aynı anlamı taşıyan bir kelimenin şekil almış halidir.  Peki, o zaman bu müjde, bu iyi haber nedir?   Bir çoklarına göre bu “iyi haber”, bu “müjde”, İncil başlığı altında bir araya gelmiş yazılardan Matta’ya göre, Markos’a göre, Luka’ya göre, Yuhanna’ya göre yazılmış olan yazılardır. Onlar sadece “iyi haberin” bir anlamda kayıt altına alınmasıdır.

Pavlus, Galatyalılar’a hitaben yazdığı mektupta “İster biz, ister gökten bir melek size bildirdiğimize ters düşen bir müjde bildirirse, lanet olsun ona!”-Galatyalılar 1:8 demektedir. Bu ifadelere göre Pavlus, esas müjdeyi ve bunun bilinmesini çok önemsemektedir. Demek, bir çokları maalesef “iyi haberin” esas olarak ne olduğunu bir türlü anlayamamakta ve hatta oldukça farklı değerlendirmektedir. Kimilerine göre müjde, iyi haber “yeni antlaşma-İncil” kitabının kendisidir. Kimilerine göre ise incil, beş noktayı içeren bir mesajdır. Kimilerine göre dört noktayı içeren bir müjdedir. Müjde’nin  bunlara benzer bir çok tanımları vardır. Müjde, tarihin akışı içinde birbirinden oldukça farklı şekillerde algılanmış ve hala da öyle algılanmaktadır. 

Bazılarımız bu iyi haberin Pavlus’un Yahudilere getirdiği haber olduğunu söylemektedirler. Bu bir anlamda doğrudur ama bu özellikle Pavlus’un kendi hizmeti için kendisinin söylediği bir şeydir. Esas olan “iyi haberi” bizim ne şekilde anladığımız ya da bizim ne şekilde yorumladığımız değildir. Esas olan bu “iyi haber” konusunda Mesih İsa’nın ne söylediğidir. Mesih İsa’nın söylediği ise bundan farklıdır. Luka’nın kaleme aldığı Elçilerin İşleri 9:15’de İsa şöyle demektedir; “Bu adam (Saul adında Tarsuslu biri için, yani Pavlus için), benim adımı öteki uluslara, krallara ve İsrailoğulları’na duyurmak üzere seçilmiş bir aracımdır”. Bu sözler Hananya’ya Mesih İsa’nın bir görümü esnasında söylediği sözler olarak kayda geçmiştir. Bu ve benzeri yazılara bakarak bizim de net olarak söyleyebileceğimiz “İyi haberin”, “Müjdenin” bir kitap, yazılar bütünü ya da belli bir doktrin olmadığıdır. 

İyi haber “İsa-Yeşua(Tanrı kurtarır)” adıdır. Bu adın üzerinde taşıdığı bütün anlam, öğretisi ve yaşamı, müjdenin, iyi haberin İsa’nın kendisi olduğu gerçeğini bize suunmaktadır. Ve bu müjde, bu iyi haber önce öteki uluslara, sonra krallara(yönetenlere) ve sonra İsrailoğullarına duyurulmak üzere insanlığa sunulmuştur. İlginçtir ama bütün bilinenlerin ötesinde “iyi haber”, “müjde”, klasik söylemi ile İncil-Matta, Markos, Luka, Yuhanna başlıkları ile elimizde bulunan kitap değil İsa’nın-Yeşua’nın kendisidir. Müjde kişidir. 

Doruk nokta

Bu anlamda yeni antlaşma, Yaratan ve Yaratılan insan arasında İbrahim’le yapılan o tek antlaşma, İsa’da doruk noktasına ulaşmakta, tam olarak insana taşınmakta ve yepyeni haliyle insanı Yaratan’a suret olma amacına ulaştırmış olmaktadır. Güvenme ve sadakat anlamı ile bu doruk noktasındaki içsel edinme-iman İsa ile başlar ve İsa ile tamamlanır. Ve arada herhangi bir isme yer yoktur. 

Müjde’ye tanıklık eden İncil yazılarında “İsa” adı 604 kez geçmektedir. “Mesih” sözcüğü 40 kez, Rabbi (hoca-öğreten) anlamındaki Rab İsa ifadesi ise 2 kez geçmekte ve Mesih İsa 4 kez geçmektedir. Efendimiz Mesih İsa’nın öğretiş vermesi, talebelerine hitabı ise 1232 defa geçmektedir. Bütün bunlar bile esas “iyi haberin”, esas “müjdenin” kim ve ne olduğunu bize göstermeye yetmektedir. 

Bütün bunların ışığında “iyi haber-müjde” İsa hakkında bir şeyler bilmek, O’nun hakkında nerede doğduğu, nerede yaşadığı, kimlerle görüştüğü şeklinde bir takım bilgiler öğrenmek değildir. Bunları bilmek müjdeyi içimizde edinmek, içimizde hissetmek demek değildir. Bu tarz bir bilgiyi kötü olanda bilmektedir. İyi haber, Yaratan suretine dönüşüp değişmemiz için işaret edilenin gelip bizle bütünleşmek istemesi ve Tanrı’yı içselliğimizde edinmemize “Yol” olmasıdır. Bu İsa’dır. Mesih İsa kendisi de bunu açıkça şu sözleri ile ifade etmektedir; “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im..Ben’im aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez”-Yuhanna 14:6 ve aynı şekilde Mesih İsa “Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim”-Yuhanna 12:32 demekle de yine müjdenin ne olduğunu açıkça belirtmektedir. Demek ki, açıkça İsa ismi Müjdenin ta kendisidir. Elbette bu sadece isim anlamında değil, aynı zamanda bütün içeriği ile adeta bizi Adem seviyesinden (kendi çıkarımız için alma) alıp Mesih seviyesine  (karşılıksızlık ilkesinde verme) çekmesi ve Yüce O’lanla birleştirmesinden ötürüdür.

Gönülden gönüle

Elbette böylesine insanların içselliğine hitap eden bir müjde her gönülde farklı farklı açılacaktır. Mesih İsa bazen, zenginlik içinde mutsuzluğuna çare arayan bir kişiye herşeyini satmasını söylerken, diğer taraftan da bir başkasına sadece dokunmakta ve görmesini sağlamaktadır. Ya da bazılarının sadece kendisine dokunması ile şifa bulduğu görülmektedir. Bütün bu anlatımlarda herkese göre İsa’nın farklı algılanışları ve farklı işlemesi söz konusudur. 

İşte bu nedenle müjdenin esası İsa’nın ismidir. Bu anlamda ne kadar bildiğimiz önemli değildir. Bu bildiğimizle ne yaptığımız önemlidir. Bir çok kereler İsa’dan bahsetmek, bir takım doktrinleri tekrarlayıp durmak ya da dindarlıkla övünmek doğrusu bir iş değildir. Önemli olan İsa’nın yani müjdenin, iyi haberin sizi ne kadar dönüştürüp değiştirdiği ve müjdenin ışıklarının ne kadar sizden ışıdığıdır.