MANA YOLU

Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak

Site Menüsü

DUA VE MANA ÇALIŞMA METNİ-2

V

Müjde

Müjde nedir? 

Müjde, kelime anlamı ile iyi bir haber demektir. İncil kelimesi de aslında aynı anlamı taşıyan bir kelimenin şekil almış halidir.  Peki, o zaman bu müjde, bu iyi haber nedir?   Bir çoklarına göre bu “iyi haber”, bu “müjde”, İncil başlığı altında bir araya gelmiş yazılardan Matta’ya göre, Markos’a göre, Luka’ya göre, Yuhanna’ya göre yazılmış olan yazılardır. Onlar sadece “iyi haberin” bir anlamda kayıt altına alınmasıdır.

Pavlus, Galatyalılar’a hitaben yazdığı mektupta “İster biz, ister gökten bir melek size bildirdiğimize ters düşen bir müjde bildirirse, lanet olsun ona!”-Galatyalılar 1:8 demektedir. Bu ifadelere göre Pavlus, esas müjdeyi ve bunun bilinmesini çok önemsemektedir. Demek, bir çokları maalesef “iyi haberin” esas olarak ne olduğunu bir türlü anlayamamakta ve hatta oldukça farklı değerlendirmektedir. Kimilerine göre müjde, iyi haber “yeni antlaşma-İncil” kitabının kendisidir. Kimilerine göre ise incil, beş noktayı içeren bir mesajdır. Kimilerine göre dört noktayı içeren bir müjdedir. Müjde’nin  bunlara benzer bir çok tanımları vardır. Müjde, tarihin akışı içinde birbirinden oldukça farklı şekillerde algılanmış ve hala da öyle algılanmaktadır. 

Bazılarımız bu iyi haberin Pavlus’un Yahudilere getirdiği haber olduğunu söylemektedirler. Bu bir anlamda doğrudur ama bu özellikle Pavlus’un kendi hizmeti için kendisinin söylediği bir şeydir. Esas olan “iyi haberi” bizim ne şekilde anladığımız ya da bizim ne şekilde yorumladığımız değildir. Esas olan bu “iyi haber” konusunda Mesih İsa’nın ne söylediğidir. Mesih İsa’nın söylediği ise bundan farklıdır. Luka’nın kaleme aldığı Elçilerin İşleri 9:15’de İsa şöyle demektedir; “Bu adam (Saul adında Tarsuslu biri için, yani Pavlus için), benim adımı öteki uluslara, krallara ve İsrailoğulları’na duyurmak üzere seçilmiş bir aracımdır”. Bu sözler Hananya’ya Mesih İsa’nın bir görümü esnasında söylediği sözler olarak kayda geçmiştir. Bu ve benzeri yazılara bakarak bizim de net olarak söyleyebileceğimiz “İyi haberin”, “Müjdenin” bir kitap, yazılar bütünü ya da belli bir doktrin olmadığıdır. 

İyi haber “İsa-Yeşua(Tanrı kurtarır)” adıdır. Bu adın üzerinde taşıdığı bütün anlam, öğretisi ve yaşamı, müjdenin, iyi haberin İsa’nın kendisi olduğu gerçeğini bize suunmaktadır. Ve bu müjde, bu iyi haber önce öteki uluslara, sonra krallara(yönetenlere) ve sonra İsrailoğullarına duyurulmak üzere insanlığa sunulmuştur. İlginçtir ama bütün bilinenlerin ötesinde “iyi haber”, “müjde”, klasik söylemi ile İncil-Matta, Markos, Luka, Yuhanna başlıkları ile elimizde bulunan kitap değil İsa’nın-Yeşua’nın kendisidir. Müjde kişidir. 

Doruk nokta

Bu anlamda yeni antlaşma, Yaratan ve Yaratılan insan arasında İbrahim’le yapılan o tek antlaşma, İsa’da doruk noktasına ulaşmakta, tam olarak insana taşınmakta ve yepyeni haliyle insanı Yaratan’a suret olma amacına ulaştırmış olmaktadır. Güvenme ve sadakat anlamı ile bu doruk noktasındaki içsel edinme-iman İsa ile başlar ve İsa ile tamamlanır. Ve arada herhangi bir isme yer yoktur. 

Müjde’ye tanıklık eden İncil yazılarında “İsa” adı 604 kez geçmektedir. “Mesih” sözcüğü 40 kez, Rabbi (hoca-öğreten) anlamındaki Rab İsa ifadesi ise 2 kez geçmekte ve Mesih İsa 4 kez geçmektedir. Efendimiz Mesih İsa’nın öğretiş vermesi, talebelerine hitabı ise 1232 defa geçmektedir. Bütün bunlar bile esas “iyi haberin”, esas “müjdenin” kim ve ne olduğunu bize göstermeye yetmektedir. 

Bütün bunların ışığında “iyi haber-müjde” İsa hakkında bir şeyler bilmek, O’nun hakkında nerede doğduğu, nerede yaşadığı, kimlerle görüştüğü şeklinde bir takım bilgiler öğrenmek değildir. Bunları bilmek müjdeyi içimizde edinmek, içimizde hissetmek demek değildir. Bu tarz bir bilgiyi kötü olanda bilmektedir. İyi haber, Yaratan suretine dönüşüp değişmemiz için işaret edilenin gelip bizle bütünleşmek istemesi ve Tanrı’yı içselliğimizde edinmemize “Yol” olmasıdır. Bu İsa’dır. Mesih İsa kendisi de bunu açıkça şu sözleri ile ifade etmektedir; “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im..Ben’im aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez”-Yuhanna 14:6 ve aynı şekilde Mesih İsa “Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim”-Yuhanna 12:32 demekle de yine müjdenin ne olduğunu açıkça belirtmektedir. Demek ki, açıkça İsa ismi Müjdenin ta kendisidir. Elbette bu sadece isim anlamında değil, aynı zamanda bütün içeriği ile adeta bizi Adem seviyesinden (kendi çıkarımız için alma) alıp Mesih seviyesine  (karşılıksızlık ilkesinde verme) çekmesi ve Yüce O’lanla birleştirmesinden ötürüdür.

Gönülden gönüle

Elbette böylesine insanların içselliğine hitap eden bir müjde her gönülde farklı farklı açılacaktır. Mesih İsa bazen, zenginlik içinde mutsuzluğuna çare arayan bir kişiye herşeyini satmasını söylerken, diğer taraftan da bir başkasına sadece dokunmakta ve görmesini sağlamaktadır. Ya da bazılarının sadece kendisine dokunması ile şifa bulduğu görülmektedir. Bütün bu anlatımlarda herkese göre İsa’nın farklı algılanışları ve farklı işlemesi söz konusudur. 

İşte bu nedenle müjdenin esası İsa’nın ismidir. Bu anlamda ne kadar bildiğimiz önemli değildir. Bu bildiğimizle ne yaptığımız önemlidir. Bir çok kereler İsa’dan bahsetmek, bir takım doktrinleri tekrarlayıp durmak ya da dindarlıkla övünmek doğrusu bir iş değildir. Önemli olan İsa’nın yani müjdenin, iyi haberin sizi ne kadar dönüştürüp değiştirdiği ve müjdenin ışıklarının ne kadar sizden ışıdığıdır. 

VI

Tanrı’nın işi

Tanrının işi ne? 

Kim bize işimizi sorarsa normal olarak yaptığımız iş her ne ise onu söyleriz. Çevremizdeki insanlarda çoğu zaman bizi yaptığımız işlerle, uğraştıklarımızla bir bütün olarak değerlendirirler ve konuşurlar. Özellikle insanlara faydalı işler yapıyorsak ve bir yolla insanların hayatlarına dokunuyorsak insanlar daha fazla bizler hakkında konuşur ve hatta hiç umulmadık yerlerde bizlerden bahseder dururlar. İyi işler yapmak, hem de karşılık beklemeksizin yapmak gerçekten de çok güzeldir. 

Dünyanın bir çok yerinde bir çok ihtiyaç halinde insan kardeşlerimiz vardır. Onlara su sağlamak, yiyecek, içecek, ilaç, doktor ve daha bir çok şey sağlamak elbette çok önemli ve çok güzeldir. Özellikle savaşlar bitipte insanlar biraz daha kendilerine zaman ayırabildikleri dönemlerde İsa’nın müjdesini belki bir din, dogma ya da mezhep anlamında, belki de sadece samimi imanın ivmesinde dünyaya duyurmak amaçlı bazı kişiler dünyaya dağılmışlar ve yukarıda bahsettiğimiz ihtiyaçlara da yürekten destek olmaya çalışmışlardır. Öyle  ya da böyle bunlarda hiç kuşkusuz inanan inanmayan insan kardeşlerimize dokunduğu için güzeldir, önemlidir. Fakat belki bazıları bu hizmetlerle birlikte İsa’ya talebeler yetiştirememiştir. Bazıları belki de böyle hizmetleri de yapamamışlardır. Bazıları belki İsa’ya yürekten iman ettiği halde hiç bir şey yapamadığını düşünmektedir. Bazıları ise yüzlerce insana müjdeyi duyurdukları ile övünüp durmaktadır. 

Efendimiz Mesih İsa’nın yaşamına baktığımızda O’nu az sayıda talebeleri ile birlikte toplumun içinde yürürken görürüz. Esasında gerçek olarak İsa ismini yüreğine almış herhangi bir kişinin yaptığı ya da yapmadığı her şeyde Yüce O’lan’ın hoşnut olduğu ilginç bir gerçektir. Bu aynı zamanda lütufla sunulan “yepyeni bir yaşamın’da” bir getirisidir aslında. Evet, burada şaşıracak herhangi bir şey yoktur. Sadece bulaşık yıkayan bir hanım bile aslında Işıkta işlemektedir. Bir anlamda ev toplamak, bulaşık yıkamak bile Tanrı’nın işini yapmaktır. Bunun yegane şartı İsa’yı içe edinmektir. 

Gün içinde az dua eden bir kişi ile çok dua eden bir kişi arasında aslında o kişinin kendine has aldığı manevi hazzın dışında bir fark yoktur. Her ikisi de İsa’yı edinmenin hazzında aslında Tanrı işini yapmaktadırlar. Burada Mesih İsa’nın diri olmasının insan içselliğine verdiği dirilik, heyecan önemli bir ayrıntıdır. Yuhanna 6:28-29’da şu sözler yer almaktadır; “Onlar da şunu sordular, ‘Tanrı’nın istediği işleri yapmak için ne yapmalıyız?’ İsa, ‘Tanrı’nın işi O’nun gönderdiği kişiye iman etmenizdir’ diye yanıt verdi”. Görüldüğü gibi bu nedenle Mesih İsa’da olan, O’nu içselliğinde açan kişi her ne yaparsa yapsın Tanrı’nın işini yapmış olmaktadır. Yani Tanrı’nın işi, Mesih adına, doktrinler ya da dogmalar adına, mezhepler, inançlar adına oraya buraya koşuşturmak ve hiç durmaksızın sürekli kendini bir iş zihniyetiyle meşgul etmek değildir. Böylesi bir inanç temeli üzerinde yapılan hiç bir iş içinde bir karşılık beklemek söz konusu olacak değildir. Çünkü lütufla içe alınan İsa, içte oluşan Mesih seviyesinde karşılıksızlık ilkesinde bizde evrensel ve ilahi işin tamamlanmasını sağlamıştır. 

Burada zaten işi yapmış olan Yüce O’lan’ın kendisidir. Güneşi üzerimize doğuran, bize nimetler sunan işinin tamlığını da bize sunmuştur. Markos’a göre İncil’de şu sözlerde bu duruma işaret etmektedir; “İsa onlara şöyle karşılık verdi: ‘Tanrı’ya iman edin. Size doğrusunu söyleyeyim, kim şu dağa, ‘Kalk, denize atıl!’ der ve yüreğinde kuşku duymadan dediğinin olacağına inanırsa, dileği yerine gelecektir”.-Markos 11:22-23. Kısacası Mesih İsa’nın bizde yaşaması, yaşatılması ve Işıklar Babasının ışıklarının bizde ışıması ve bizden ışıması Tanrı’nın işinin bizde tamamlanmasıdır. 

Bunun dışında Yol Talebesinin yaptığı ve yapacağı herşey lütufla Yaratan’dan karşılıksız aldığını, lütfun sevincinde karşılıksız vermesidir. Zira bunların hiç birini yapmasa bile İsa’yı, yaşamını, öğretilerini, kurtarışını içselliğinde açmış kişi bununla yazılarda da ifade edildiği gibi zaten Tanrı’nın işini yapmış kişidir. Yuhanna 14:15 bu konuda zaten son noktayı koymaktadır; “Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz”. Tanrı işini zaten İsa’yı içe edinmekle yaptığıma göre istediğim gibi yaşarım, tembel tembel otururum, mana yoluna ihtiyacım olmaz demenin samimi Yol Talebeleri için mümkün olamayacağı da oldukça açıktır. 

Barıştırma hizmeti nedir? 

İnsanlığın var oluşundan bu yana yaşam koşullarına, ekonomik, kültürel arka planlara bağlı olarak hep ayrılmalar, birbirinden kopmalar ve dolayısı ile çekişmeler, savaşlar olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Fakirler, zenginler, patronlar, köleler hep bir çok farklı düzeyde insanlar öyle ya da böyle bir noktada birbirlerinin karşısında yer almıştır. Bu gerçeklerin ışığında, dünyanın her yeri için en büyük sorunlardan birinin de ayrılma, insanların birbirlerinden kopma sorunu olduğunu söylememiz hiç de güç olmayacaktır. 

Evet, ayrılma vardır, çekişme vardır, kavga vardır. İnsanların ne yapıp yapıp barışmaya, barıştırılmaya ihtiyaçları vardır. Bu nedenle barışma ve barıştırma herhalde dünya ve insanlık için hiçte küçümsenecek bir hizmet değildir. İnsanlar ancak bir oldukları zaman gerçek anlamda insanlıklarının şuuruna varabilecekler, yaşamlarından haz alabileceklerdir. Yaşamanın farkına varmak, birlik ve dirlik içinde, kimsenin kimseden korkmadığı, herkesin birbirine yardım ettiği bir dünyada söz konusudur. Peki, acaba bunu gerçekleştirebilmek mümkün müdür? Böyle bir birliğin adımları nasıl atılabilir? Herşeyden önce hedefe tam ulaşılamasada adım atmak oldukça önemlidir. Aslında bu nedenle dünyada bir çok toplantılar yapılmaya çalışılmaktadır. Ama buna rağmen her geçen gün, hem de medeniyette çok çok ileriye adımlar attığımızı söylediğimiz günümüzde her gün dünyada binlerce insan kardeşimiz öldürülmekte, yerlerinden edilmekte, aşağılanmakta, düşünceleri, inançları, kültürleri, ırkları yüzünden yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu dehşettir. 

Bu sadece dünyanın bir yerinde değil, bir çok yerinde böyledir. Doğu, batı, kuzey, güney kan ağlamaktadır. Bazı zengin ülkelerde ise insanlar insanları hiç yoktan sebeplerle yok etmektedirler. Bütün bu sorunların arkasında bağışlamama gibi oldukça derin bir yara yer almaktadır. Elbette başka etkenlerde olabilir ama bağışlamama en büyük etkendir. Yani bir başka deyişle “barışma ve  barıştırma” hizmeti ancak “bağışlamanın” yaşama indirgenmesi ile mümkün olabilecek önemli bir hizmettir.  Özellikle Mesih İsa’nın  bu konuya çok defa değindiğini görmemiz mümkündür. Dünyada bir çok konferanslara katılabiliriz. Devlet insanlarının bir çok demeçler sunduğu toplantılara gidebiliriz. Fakat insanlar gerçek anlamı ile bağışlamayı içlerine edinmedikçe barışmanın gerçekleşmesi mümkün olamayacaktır. 

Bu kişinin kendini affetmemesinde bile yaşanabilecek bir durumdur. Özellikle karşılıksızlık ilkesinde bağışlama öğrenilmedikçe barış ve esenliğin gelmesi söz konusu değildir. Bu nedenle İsa yürekler için bir anahtar konumundadır. Unutulmaması gereken öğretilerinden biri “çok bağışlananın çok bağışlayacak” olmasıdır. 2.Korintliler 5:16-21’de şöyle demektedir; “Bu nedenle, biz artık kimseyi insan ölçülerine göre tanımayız. Mesih’i bu ölçülere göre tanıdıksa da, artık öyle tanımıyoruz. Bir kimse Mesih’teyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur. Kısacası insan ölçüleri çabuk kırılan, alınan, bağışlamayan ve daha bir çok olumsuz davranışı içeren ölçülerdir. Oysa Mesih’te bize sunulan ölçüler “mantık üstü” diyebileceğimiz insan ölçüleri üstünde “üst akla tutunulan” yani Yaratan’la yaşanılan bir yaşama göredir. Zaten eski şeylerin geçmesi, her şeyin yeni olması ve yeni yaratık olmamızda hep insan ölçüsünden bakmamamızla bağlantılıdır. 

Maalesef, şu anda neredeyse bütün dünya bölünmüş bir durumdadır. Tanrı’nın sevgi olduğu ve İsa’nın sevgi olduğu her ne kadar soyutta kalsa da aslında somut içindir. Yani Tanrı’nın sevgisi ve İsa’nın sevgisi yaşamlarda yaşandıkça sevgidir. O zaman Yol talebeliğini yaşama indirgeyen Işık talebeleri sevgide Mesih bedenini oluştururlar. Bu beden manada birliği oluşturacağı için “birlik” tanımının aslıdır. Çünkü bu bedeni oluşturanlar öğretilerine göre İsa ile “kendi benliklerine” ölmüşler ve “Yaratan benliğine” bir anlamda “benliksiz” olarak doğmuşlardır. Böyle bir bedende artık kadın ve erkek, Yahudi ve Yahudi olmayan, köle ya da köle olmayan farkı yoktur. İsa gibi düşünüp, konuşup yazı yazan zaten saran Işık “kutsal Ruh’la” dolu olan kişidir. Ve barış, barıştırma, esenlik esas hizmetlerin en büyüklerinden biri burada kendiliğinden devreye girmiş olur.