MANA YOLU

Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak

Site Menüsü

KİMDE VARSA

Kimde varsa-
Çünkü kimde varsa , ona daha çok verilecek, bolluğa kavuşturulacak. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacak-Matta 13:12
Matta 13.bölümde yer alan ekinci meseli, ilahi egemenlik için oldukça temel bir benzetme olarak karşımıza çıkmaktadır. İçinde, yaşamdan örneklemeler vardır. Ekinci, tohum, toprak gibi günlük yaşam içindeki şeyler anlatılmak istenilene bir araç olarak kullanılmaktadır. Amaç, müjdeyi oldukça büyük kalabalıklara aktarabilmektir. Bunun farkında olan talebeler, halkın anlama zorluğunun da farkındadırlar ve  belki de bunun için efendimizden daha da açık konuşmasını istemektedirler. Bu arada talebeler İsa’ya “neden anlatımlarında meselleri” kullandığını da sorarlar. Mesih İsa onlara; “Göklerin egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi, ama onlara verilmedi.”-Mt.13:1 şeklinde bir cevap verir. Söylenilmek istenilen, sırları bilme ayrıcalığının yürekle bağlantılı olduğu gerçeğidir. Yürek açılmadıkça anlatılan kişi için anlatılmak istenilen hep bir sır olarak kalacaktır. İçselliğine birşeyler verilmesine müsaade eden kişi için ise, bu sır aralanmaya başlar. Ve kişide biraz olsun manaya ilişkin bir şeyler varsa, o kişiye muhakkak ki, daha çoğu da verilecektir. Çünkü içsellik bir kez açılmaya görsün Işık daha çok ışığı talep edecektir. Meselde bu durum toprakla özdeşleştirilmiştir. Çünkü toprak cansızlığa işaret olduğu kadar canlılığa da temeldir. Bedende yaşadığı halde cansız seviyede olan yürekler vardır. Bu tarz yürekler için varsa yoksa sadece madde önemlidir. Ya da bitkisel düzeyde bazı şeyleri fark ettikleri halde umursamayan yürekler de vardır. Ve doyduğunu fark etmeyen bazı hayvanlar misali, sadece kendi çıkarı için almayı ve hiç ama hiç karşılıksız vermeyi düşünmeyen hayvani seviyede yürekler de bulunmaktadır. Bütün bunların yanında birde aldığını kat be kat veren, konuşan düzey diyebileceğimiz Yaratan’a yürüyen bir yürek vardır ki, işte meselde asıl anlatılmaya çalışılan ekincinin tohumu yani müjde ancak böyle bir yürek içindir. Hiç kuşkusuz insanın ışığa, manaya, müjdeye olan tepkisi de yüreğinin bulunduğu seviyeye göre olacaktır. Aslında bu meseldeki farklı topraklar bu seviyeleri ifade etmekte ve bu gerçeği hepimize anlatmaya çalışmaktadır. 
Tohum, Işığın o muhteşem hüzmesidir. Tohum ekinci tarafından yani onu duyuran tarafından toprağa saçıldığında yol üstüne düşebilir. Burada kast edilen toprak yoldur. Yol, “karışık çokluk” ile doludur. Bu da dolayısı ile yolu oluşturan toprağın çok ezilmesi ve sertleşmesi anlamına gelir. Bugün “karışık çokluk” artık sosyal medya ile sadece evimizin içinde değil, zihnimizin ve yüreğimizin içindedir. Dolayısı ile bu karışık çokluk özellikle yüreğimizi ezer durur.  Ve yüreğimiz sert bir toprak olur. Sert olan toprağa tohumun kabulü zordur. Tohum yani mana ve müjde dışarda kalır ve cansız seviyedeki yürek bir türlü o sakin, ince sesi duyamaz. Dolayısı ile tohum ya ezilir ya da negatifi simgeleyen kuşlar tarafından alınıp götürülür. Yani dünya yaşamının her tür negatifi bizleri ürün veren olmaktan alı koyacak, hatta olduğumuz noktaya çakılı kalmamıza neden olacaktır. Pavlus, bu tarz bir yüreğe sahip olanlar için; “düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü, akıllı olduklarını ileri sürerken akılsız olup çıktılar”-Rom.1:21-22 demektedir. Ne yazık ki, bu çoğunluğun durumudur. Ya da bir başka durum güneşin yani aşırı ışığın müjdenin tohumlarını yakıp kavurmasıdır. Bu bir anlamda bitkisel seviyedir. Kişi kendi dar dünyasında daha geniş bir açıdan bakamayacak bir duruma kendini sıkıştırmış olabilir. Ve hatta kendi ilizyonlarını kendisi için tek gerçek olarak da kabul etmiş olabilir. İşte bu durumda kendisine ışıyan daha üst ışıkları, öğretileri ya da gerçekleri kabul edebilecek bir durumda değildir. Ve elbette bu durumda bu yeşermeye, ürün vermeye hazır tohumlar kavrulacaklardır. Birde tabi başka sevdalara yelken açmış yürekler vardır. Bu yürekler sürekli alma arzularını tatmin peşinde ve hiç paylaşmayı bilmeyen yüreklerdir. Doyduklarının farkında olamayan hayvanlar misali adeta içsellikleri aldıkları ile tıka basa doludur. Ve bu nedenle kendilerine paylaşmayı, karşılıksız vermeyi de getirecek olan bir mana algısına yüreklerinde yer yoktur. Böyle bir yüreğe müjdenin tohumlarının düşmesi tohumların bir müddet sonra dikenler tarafından sarılması demektir. Yürek tamamen doludur. Toprak dikenlidir. Ve filizlere hiç bir alan yoktur. Bu nedenle Efendimiz sonsuz yaşama kavuşmak için bütün ibadetlerin ötesinde daha ne yapabileceğini soran genç adama “Neyin varsa hepsini sat, parasının yoksullara dağıt; böylece göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle”-Lk.18:22-23 demektedir. Burada sorun yürek doluluğudur.Esas göklerin egemenliğinin sırrını açmaya hazır yürek ise, sert, sığ ve dolu olmayan ve var oluş nedenini sorgulayan, soru soran, arayan bir yürektir. Olması gereken konuşan düzey, insani düzey böyle bir düzeydir. Bu düzeyde bir yürek sadece tohumu içine almayacak, tohumu tam olarak içselleştirecek ve kendi doğallığında tohumun gelişmesine kanal olacaktır. Bu yürek, iyi toprakla simgelenen derinliği olan yumuşak, filizlenmeye müsait yürektir. Böyle bir yüreği olana, daha çok verileceği müjdelenmektedir. Ama tohumu içinde açamayanın mana anlamında elinde olanında alınacağı söylenmektedir. Sanki burada mesellerle halka anlatma, böylesi toprağı olanı bir anlamda uyandırmadır. Sırrı bilme ayrıcalığına sahip olan yürekleri ayağa kaldırmadır. Ama hiç kuşkusuz bir çoklarının da yüreklerinin kolay kolay uyandırılamayacağı da burada belirtilmektedir. Ve belki de bir anlamda Mesih talebelerine yüreklerini göstermekte ve ekinci rollerini yaparken yılmamalarının ne kadar önemli olduğunu hatırlatmaktadır.