MANA YOLU

Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak

Site Menüsü

DUA VE MANA ÇALIŞMA METNİ-3

VI
Tanrı’nın işi
Tanrının işi ne? 
Kim bize işimizi sorarsa normal olarak yaptığımız iş her ne ise onu söyleriz. Çevremizdeki insanlarda çoğu zaman bizi yaptığımız işlerle, uğraştıklarımızla bir bütün olarak değerlendirirler ve konuşurlar. Özellikle insanlara faydalı işler yapıyorsak ve bir yolla insanların hayatlarına dokunuyorsak insanlar daha fazla bizler hakkında konuşur ve hatta hiç umulmadık yerlerde bizlerden bahseder dururlar. İyi işler yapmak, hem de karşılık beklemeksizin yapmak gerçekten de çok güzeldir. 
Dünyanın bir çok yerinde bir çok ihtiyaç halinde insan kardeşlerimiz vardır. Onlara su sağlamak, yiyecek, içecek, ilaç, doktor ve daha bir çok şey sağlamak elbette çok önemli ve çok güzeldir. Özellikle savaşlar bitipte insanlar biraz daha kendilerine zaman ayırabildikleri dönemlerde İsa’nın müjdesini belki bir din, dogma ya da mezhep anlamında, belki de sadece samimi imanın ivmesinde dünyaya duyurmak amaçlı bazı kişiler dünyaya dağılmışlar ve yukarıda bahsettiğimiz ihtiyaçlara da yürekten destek olmaya çalışmışlardır. Öyle  ya da böyle bunlarda hiç kuşkusuz inanan inanmayan insan kardeşlerimize dokunduğu için güzeldir, önemlidir. Fakat belki bazıları bu hizmetlerle birlikte İsa’ya talebeler yetiştirememiştir. Bazıları belki de böyle hizmetleri de yapamamışlardır. Bazıları belki İsa’ya yürekten iman ettiği halde hiç bir şey yapamadığını düşünmektedir. Bazıları ise yüzlerce insana müjdeyi duyurdukları ile övünüp durmaktadır. 
Efendimiz Mesih İsa’nın yaşamına baktığımızda O’nu az sayıda talebeleri ile birlikte toplumun içinde yürürken görürüz. Esasında gerçek olarak İsa ismini yüreğine almış herhangi bir kişinin yaptığı ya da yapmadığı her şeyde Yüce O’lan’ın hoşnut olduğu ilginç bir gerçektir. Bu aynı zamanda lütufla sunulan “yepyeni bir yaşamın’da” bir getirisidir aslında. Evet, burada şaşıracak herhangi bir şey yoktur. Sadece bulaşık yıkayan bir hanım bile aslında Işıkta işlemektedir. Bir anlamda ev toplamak, bulaşık yıkamak bile Tanrı’nın işini yapmaktır. Bunun yegane şartı İsa’yı içe edinmektir. 
Gün içinde az dua eden bir kişi ile çok dua eden bir kişi arasında aslında o kişinin kendine has aldığı manevi hazzın dışında bir fark yoktur. Her ikisi de İsa’yı edinmenin hazzında aslında Tanrı işini yapmaktadırlar. Burada Mesih İsa’nın diri olmasının insan içselliğine verdiği dirilik, heyecan önemli bir ayrıntıdır. Yuhanna 6:28-29’da şu sözler yer almaktadır; “Onlar da şunu sordular, ‘Tanrı’nın istediği işleri yapmak için ne yapmalıyız?’ İsa, ‘Tanrı’nın işi O’nun gönderdiği kişiye iman etmenizdir’ diye yanıt verdi”. Görüldüğü gibi bu nedenle Mesih İsa’da olan, O’nu içselliğinde açan kişi her ne yaparsa yapsın Tanrı’nın işini yapmış olmaktadır. Yani Tanrı’nın işi, Mesih adına, doktrinler ya da dogmalar adına, mezhepler, inançlar adına oraya buraya koşuşturmak ve hiç durmaksızın sürekli kendini bir iş zihniyetiyle meşgul etmek değildir. Böylesi bir inanç temeli üzerinde yapılan hiç bir iş içinde bir karşılık beklemek söz konusu olacak değildir. Çünkü lütufla içe alınan İsa, içte oluşan Mesih seviyesinde karşılıksızlık ilkesinde bizde evrensel ve ilahi işin tamamlanmasını sağlamıştır. 
Burada zaten işi yapmış olan Yüce O’lan’ın kendisidir. Güneşi üzerimize doğuran, bize nimetler sunan işinin tamlığını da bize sunmuştur. Markos’a göre İncil’de şu sözlerde bu duruma işaret etmektedir; “İsa onlara şöyle karşılık verdi: ‘Tanrı’ya iman edin. Size doğrusunu söyleyeyim, kim şu dağa, ‘Kalk, denize atıl!’ der ve yüreğinde kuşku duymadan dediğinin olacağına inanırsa, dileği yerine gelecektir”.-Markos 11:22-23. Kısacası Mesih İsa’nın bizde yaşaması, yaşatılması ve Işıklar Babasının ışıklarının bizde ışıması ve bizden ışıması Tanrı’nın işinin bizde tamamlanmasıdır. 
Bunun dışında Yol Talebesinin yaptığı ve yapacağı herşey lütufla Yaratan’dan karşılıksız aldığını, lütfun sevincinde karşılıksız vermesidir. Zira bunların hiç birini yapmasa bile İsa’yı, yaşamını, öğretilerini, kurtarışını içselliğinde açmış kişi bununla yazılarda da ifade edildiği gibi zaten Tanrı’nın işini yapmış kişidir. Yuhanna 14:15 bu konuda zaten son noktayı koymaktadır; “Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz”. Tanrı işini zaten İsa’yı içe edinmekle yaptığıma göre istediğim gibi yaşarım, tembel tembel otururum, mana yoluna ihtiyacım olmaz demenin samimi Yol Talebeleri için mümkün olamayacağı da oldukça açıktır. 
Barıştırma hizmeti nedir? 
İnsanlığın var oluşundan bu yana yaşam koşullarına, ekonomik, kültürel arka planlara bağlı olarak hep ayrılmalar, birbirinden kopmalar ve dolayısı ile çekişmeler, savaşlar olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Fakirler, zenginler, patronlar, köleler hep bir çok farklı düzeyde insanlar öyle ya da böyle bir noktada birbirlerinin karşısında yer almıştır. Bu gerçeklerin ışığında, dünyanın her yeri için en büyük sorunlardan birinin de ayrılma, insanların birbirlerinden kopma sorunu olduğunu söylememiz hiç de güç olmayacaktır. 
Evet, ayrılma vardır, çekişme vardır, kavga vardır. İnsanların ne yapıp yapıp barışmaya, barıştırılmaya ihtiyaçları vardır. Bu nedenle barışma ve barıştırma herhalde dünya ve insanlık için hiçte küçümsenecek bir hizmet değildir. İnsanlar ancak bir oldukları zaman gerçek anlamda insanlıklarının şuuruna varabilecekler, yaşamlarından haz alabileceklerdir. Yaşamanın farkına varmak, birlik ve dirlik içinde, kimsenin kimseden korkmadığı, herkesin birbirine yardım ettiği bir dünyada söz konusudur. Peki, acaba bunu gerçekleştirebilmek mümkün müdür? Böyle bir birliğin adımları nasıl atılabilir? Herşeyden önce hedefe tam ulaşılamasada adım atmak oldukça önemlidir. Aslında bu nedenle dünyada bir çok toplantılar yapılmaya çalışılmaktadır. Ama buna rağmen her geçen gün, hem de medeniyette çok çok ileriye adımlar attığımızı söylediğimiz günümüzde her gün dünyada binlerce insan kardeşimiz öldürülmekte, yerlerinden edilmekte, aşağılanmakta, düşünceleri, inançları, kültürleri, ırkları yüzünden yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu dehşettir. 
Bu sadece dünyanın bir yerinde değil, bir çok yerinde böyledir. Doğu, batı, kuzey, güney kan ağlamaktadır. Bazı zengin ülkelerde ise insanlar insanları hiç yoktan sebeplerle yok etmektedirler. Bütün bu sorunların arkasında bağışlamama gibi oldukça derin bir yara yer almaktadır. Elbette başka etkenlerde olabilir ama bağışlamama en büyük etkendir. Yani bir başka deyişle “barışma ve  barıştırma” hizmeti ancak “bağışlamanın” yaşama indirgenmesi ile mümkün olabilecek önemli bir hizmettir.  Özellikle Mesih İsa’nın  bu konuya çok defa değindiğini görmemiz mümkündür. Dünyada bir çok konferanslara katılabiliriz. Devlet insanlarının bir çok demeçler sunduğu toplantılara gidebiliriz. Fakat insanlar gerçek anlamı ile bağışlamayı içlerine edinmedikçe barışmanın gerçekleşmesi mümkün olamayacaktır. 
Bu kişinin kendini affetmemesinde bile yaşanabilecek bir durumdur. Özellikle karşılıksızlık ilkesinde bağışlama öğrenilmedikçe barış ve esenliğin gelmesi söz konusu değildir. Bu nedenle İsa yürekler için bir anahtar konumundadır. Unutulmaması gereken öğretilerinden biri “çok bağışlananın çok bağışlayacak” olmasıdır. 2.Korintliler 5:16-21’de şöyle demektedir; “Bu nedenle, biz artık kimseyi insan ölçülerine göre tanımayız. Mesih’i bu ölçülere göre tanıdıksa da, artık öyle tanımıyoruz. Bir kimse Mesih’teyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur. Kısacası insan ölçüleri çabuk kırılan, alınan, bağışlamayan ve daha bir çok olumsuz davranışı içeren ölçülerdir. Oysa Mesih’te bize sunulan ölçüler “mantık üstü” diyebileceğimiz insan ölçüleri üstünde “üst akla tutunulan” yani Yaratan’la yaşanılan bir yaşama göredir. Zaten eski şeylerin geçmesi, her şeyin yeni olması ve yeni yaratık olmamızda hep insan ölçüsünden bakmamamızla bağlantılıdır. 
Maalesef, şu anda neredeyse bütün dünya bölünmüş bir durumdadır. Tanrı’nın sevgi olduğu ve İsa’nın sevgi olduğu her ne kadar soyutta kalsa da aslında somut içindir. Yani Tanrı’nın sevgisi ve İsa’nın sevgisi yaşamlarda yaşandıkça sevgidir. O zaman Yol talebeliğini yaşama indirgeyen Işık talebeleri sevgide Mesih bedenini oluştururlar. Bu beden manada birliği oluşturacağı için “birlik” tanımının aslıdır. Çünkü bu bedeni oluşturanlar öğretilerine göre İsa ile “kendi benliklerine” ölmüşler ve “Yaratan benliğine” bir anlamda “benliksiz” olarak doğmuşlardır. Böyle bir bedende artık kadın ve erkek, Yahudi ve Yahudi olmayan, köle ya da köle olmayan farkı yoktur. İsa gibi düşünüp, konuşup yazı yazan zaten saran Işık “kutsal Ruh’la” dolu olan kişidir. Ve barış, barıştırma, esenlik esas hizmetlerin en büyüklerinden biri burada kendiliğinden devreye girmiş olur. 
VII
Kilise ve Önderlik
Kilise nedir?
Kilise dilimize eski yunancadaki “ekklisia” sözcüğünden gelmektedir. Bir topluluk ya da bir topluluğun toplandığı yer anlamına gelir. Buna karşın bu kelime günümüzde bir topluluğu ya da toplanma işlevini anlatmaktan ziyade “hristiyan inancı denilen bir inancın ibadethanesi anlamında” algılanmaktadır. Oysa kilise Mesihi gönülden, samimi bir biçimde izleyen, yaşamını O’nun öğretilerine göre düzenleyen Yol talebelerinin tamamının oluşturduğu toplum için manevi manada kullanılan bir ifadedir. 
Mesih İsa’nın yaşamı, öğretileri döneminde “Hristiyanlık” diye bir din yoktu. Mesih İsa’nın ağzından da bu kelime ya da yeni bir din kurduğu üzerine sözler duyulmadı. Mesih İsa’dan çok sonraları Mesih’in talebelerinin talebelerinden kaynaklı ve hatta birbirinden farklı yorumlar bir de imparatorlukların ve kültürlerin etkisi altında kalınca şekil aldı ve bu kurtuluş yaşamı, öğretileri dinleşmeye başladı. En kötüsü de özellikle Yahudilik içinde zaten hocalara göre var olan farklı yorumlar üzerinde kümeleşmeler, bu yeni dinin içinde de yer almaya başladı ve çağımızda da hala devam eden bir çok birbirinden farklı alt inanışların, yolların oluşmasına neden oldu. Bu bölünmeler milletlere ve kültürlere göre hristiyan dinini herkesin kendi anlayışında yorumlamasına neden olduğu gibi daha sonra yönetme, sahip olma, iktidar sahibi olma gibi bir takım politik durumlara da yol açtı. İsa Mesih’in hiç istemediği, hiç öğretmediği şekillerdeki yaşamlar, algılar, çekişmeler ve sonunda acımasız savaşlar arka arkaya tarih sahnesinde yer aldı. 
Bu nedenle orijinal haliyle İsa’yı, yaşam ve öğretişlerini, müjdesini ve talebelerinden oluşan ve kilise denilen topluluğunu anlamak için onun yaşadığı zamanı çalışmak, anlamak ve yaşam ve öğretilerini buna göre çağımıza, yaşadığımız ortamlara taşımak oldukça önemlidir. Belki bunu yapmak bir çokları için dinden çıkmak gibi, hatta sapkın olmak gibi yorumlansa da bunu yapmalarının yegane kaynağının bilgisizlik ve yüzyıllardır öğretilmiş ve hala da öğretilmeye devam edilen politikayla iç içe geçmiş ve örgütlenmiş kilise anlayışı, kültürlere ve milliyetlere yedirilmiş, efsaneleştirilmiş ve renklendirip soyuttan somuta taşınmış dinsel öğretilerdir.  
Bütün bunların ışığında yazılara dayanarak her şeyden önce kilise; 1.İsa Mesih’i yüreğine alan, yaşam ve öğretilerine bağlı olan ve izleyen herkesi içeren bir kelimedir. “Bir kimse Mesih’teyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey neyi olmuş”-2.Kor.5:17 sözleri kiliseyi yani Mesih’e ait Yaratan’a yürüyen topluluğu oluşturan her kişinin nasıl kişiler olduğunu oldukça açık bir biçimde tarif etmektedir. 2.Bir başka anlamda da kilise, Mesih İsa tarafından içselliklerinde mana yoluna davet edilenlerdir. Efesliler 4:1-6’da yazan sözlerde kilise olan bu davetlileri ve ne tür kişiler olması gerektiğini gayet güzel bir biçimde bize anlatmaktadır. “Bu nedenle, Rab’bin uğruna tutuklu olan ben, aldığınız çağrıya yaraşır biçimde yaşamanızı rica ederim. Her bakımdan alçakgönüllü, yumuşak huylu, sabırlı olun. Birbirinize sevgiyle, hoşgörüyle davranın. Ruh’un birliğini esenlik bağıyla korumaya gayret edin. Çağrınızdan doğan tek bir umuda çağrıldığınız gibi, beden bir, Ruh bir, Rab bir, iman bir, vaftiz bir, her şeyden üstün, her şeyle ve her şeyde olan herkesin Tanrısı ve Babası birdir”. Burada kiliseyi (topluluğu) oluşturanların kim olduğu, ne tür kişiler olduğu, mana mabedinin köşe taşı üzerindeki bir taş, bir tuğla olarak ne tür özelliklere sahip olmaları gerektiği oldukça açık bir biçimde ifade edilmektedir. Ve herşeyden önce buradaki en büyük vurgu kilisenin yani Mesih topluluğunun tek olduğu vurgusudur. 
Aslında İsa öğretilerini ve yaşamını ve müjdesini yerinde ve zamanında değerlendirip insana ve yaşadığı çağa taşıdığımızda İsa’nın müjdesinin bütün insanlık için olduğu açıkça görülebilir. Yahudi inancı üzerine çıkarak o dönemde Yahudi ve Yahudi olmayan herkese müjdesini (dönüşün-değişin) haykıran Mesih İsa, Yahudi kökenli olmasına karşın kendine ait bir din kurmamış, sadece insanlığı esas anlamı ile mana yoluna çağırmıştır. 
“Söz, insan olup aramızda yaşadı”-Yuhanna 1:14 ifadeesinde  Yuhanna’nın dile getirdiği gibi, ilahi sözün insanda açığa çıkması ve insanda bize ışıması, gerçekten oldukça derin ve içrek anlamları, soyuttan somuta yani bizlere taşımaktadır. Mana yolu zaten bu noktada başlamaktadır. Bu noktada Mesih bedeninde yine manevi manada bir aile kurulmuş olmaktadır. “Bedenin, yani kilisenin başı O’dur..”-Koloseliler 1:18 sözünde bu anlam nettir.  İşte bu aileyi oluşturan her kişi birbirini tanısın tanımasın, farklı ırktan, kültürden olsun, olmasın hepsi “kilise” ifadesini oluşturan o manevi yapının bir tuğlası, bir parçasıdır. Ayrıca Markos 11:24’de “duayla dilediğiniz her şeyi daha şimdiden almış olduğunuza inanın, dileğiniz yerine gelecektir” demektedir. 
Kısacası Mesih’e ait bu manevi mabette her bir ferdin önemi büyüktür. Bu fertlerin her biri Mesih İsa’da ilahi yetkinlikle donatılmış kişilerdir. Kadın ve erkek Mesih İsa’da kahinlerdir. Yine yazılara göre, yürek istemlerinde, Ruh’la ve birlikte dua eden kişilerin istemlerine cevap bulacakları açık bir biçimde söylenmektedir. Bütün bunların ışığında şu kaçınılmaz soru bizi beklemektedir; O zaman bütün bunlara bakılıp bina anlamında bir kiliseye gitmeye gerek var mıdır? Belki üye olmaya, bir dernekmiş, bir kulüpmüş gibi katılmaya değil ama, insanlara İsa’nın esas müjdesini farkettirmek ya da üzerinde biraz olsun düşünmelerine yardımcı olmak için gitmek elbette önemlidir. 
Yalnız burada söylenilmek istenilen, İsa’yı başa kakmak ya da başkalarına ne kadar yanlış bir yol izlediklerini söylemek için değil, ama gerçek İsa’ya, 1.yy’da bir anlamda bütün insanlık için kendini ortaya koymuş olan İsa’ya işaret için gitmek önemlidir. Ve o muhteşem Tanrı insan arasındaki var oluşta kendini gösteren antlaşmayı vurgulamak için gitmek gerekebilir. Birde belki de sizin gibi İsa’yı içlerinde açarak kiliseyi oluşturabilecek kişilerle bir buluşma, birlikte dua etme, ilahi söyleme, sohbet etme, teşvik alma ve teşvik etme için gitmek gereklidir. Ama bu ne bir tabu olmalıdır, ne de insani yapı olan görünen kiliseden bir medet ummak için olmalıdır. Tam tersine doğal, canlı ama tamamen kişiye özel olarak olmalıdır. 
Bu katılımda yanımızdaki kişi ile antlaşmaya dahil olduğumuzu hatırlamak önemlidir. Şükran sofrasına katılımda da yine bu hatırlama önemlidir. Unutulmaması gereken şey dünyada ne önce, ne şimdi, ne de sonra barış, esenlik, sevgi üzerine konuşmacılara ihtiyaç yoktur. Tam tersine barışı yapacak, esenliği yaşayacak ve sevgiyi yaşamda uygulayacak kişilere ihtiyacımız vardır. Bir aile içinde çocuklar o ailenin fertleri ve birbirlerinin isteselerde istemeselerde kardeşleridir. Bu Yaratan yaratılan arasındaki antlaşma doğrultusunda ve mana yolu açısından gerçek bir kardeşlik topluluğudur. 
Kilise yani Mesih’i izleyen talebeler kötü oldukları halde İsa kiliseyi sevmiştir. İsa, herşey iyi iken kiliseyi sevmiş değildir. O bir aile inşa etmeye gelmiştir. Bu bir aile birliği olmakla birlikte, bu birliktelik antlaşma sonucu bir birlikteliktir. Nasıl Mafya ve benzeri bir takım gruplar kendi aralarında bir antlaşma yaparlar ve ölümüne o antlaşmaya sadık kalırlarsa, nasıl bazı afrikalı gruplar arasında benzer antlaşma sistemleri varsa, İsa’nın akşam yemeği ile yaptığı da aslında benzer bir antlaşmadır.  Ama farkı herkesin hayrına olması ve mana yolu için manada, gönülde yapılan bir antlaşma olmasıdır. Bu antlaşmanın temelinde Mesih İsa “bedenini” ve “kanını” ortaya koymaktadır.  Beden “ekmekle” sembolize edilmiş ve kan ise “şarapla” sembolize edilmiştir. Ortaya konan madde yani bedensel yaşam ve yaşama hayat veren candır. Yaşam pahasına Yaratanla bir olma antlaşması vardır ortada. Sadık olmak hem de ölümüne sadık olmak esastır. Bu antlaşmaya tabi olanlar ölümüne sadık olma kararlılığında bu sembolleri yaşamlarında sürekli canlı tutmak durumundadırlar.. 
Ya önderlik?
Hiç kuşkusuz dünya için önderlik önemlidir. İnsanlar iyi bir önder arayışı içindedirler hep. Yalnız bu mana yolu için biraz farklılık göstermektedir. Çünkü elimizdeki yazılar ve anlatımlara göre mana yolunda Yaratanla bütünleşme düzeyine giderken önderlik somuttan soyuta önderliğe dönüşüp değişmektedir. Bütün bunlar İsa’nın öğretilerinde ve kutsal yazılarda bu şekilde tarif edilmektedir. Fakat ortada bir gerçek vardır ki, İsa Mesih’i çok sevdiklerini ve İncil’e yürekten inandıklarını söyleyen farklı hristiyan mezheplerinden insanların çoğu İncil’in ve İsa Mesih’in önderliğe ilişkin söylemlerini anlamakta zorlanırlar. Bunun nedeni hiç kuşkusuz asırlardır bir anlamda kendi oluşturdukları gelenek ve görenekleri üzerinde devam eden dini kurum ve kuruluşların insanlığa sundukları önderlik tablolarıdır. Kısacası dini kurum ve kuruluşlar Mesih İsa’nın söylemlerinden ve dolayısı ile İncil’in tarif ve anlatımlarından oldukça uzaklaşmış ve kendi arzuladıkları sistemleri ortaya koymuşlardır. 
Doğrusu asırlar boyu uygulandığı şekli “hristiyan önderliği” yazılarda yer almamaktadır. Kelamda İsa Mesih’in bu konu üzerindeki sözleri oldukça nettir. İsa Mesih Matta 23:10’da “Kimse sizi  “önder” diye çağırmasın, çünkü tek önderiniz var, O dan Mesih’tir” demektedir. Bunu söyleyen kutsal yazılardır. İncildir. “Mesih İsa’yı seviyorum” ve “Kutsal yazılara inanıyorum” diyenlerin o zaman bu söylenilen ve yazılara tam olarak kabul etmesi gerekmektedir. 
Yine benzer şekilde Markos 10:42-45 arasına bakarsak burada da İsa; “Bilirsiniz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de onlara ağırlıklarını hissettirirler. Sizin aranızda böyle olmayacak. aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkarı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun. Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi” demektedir. Bu sözler oldukça açık ve nettir. 
Mesih İsa’nın talebeleri arasında Yüceler Yücesinin Mesihinin önderliği dışında aslında bir başka önderlik ya da önderlik titri, bir başka önderlik düzeyi görülmemektedir. İhtiyarlar ,toplumun düzeni için “mana açısından rehberlik” için, Mesih talebeleri arasında düzeni sağlamak için, halk içinde yaşayan, halktan kişilerdir.  Mesihi yürekten ve samimiyetle izleyen ve halkın sevgi ve saygısını doğal yollarla kazanmış kişilerdir. Bu nedenle de ihtiyarlara doğal olarak manevi manada eşitler arasında birincilik hakkı verilmiştir. Fakat onlar ailenin doğal büyükleri gibidirler. 
Hem Mesih talebeleri arasında yer alan olgun Mesih talebelerinin yani ihtiyarların ve hem de diğer bütün Mesih talebelerinin İsa’nın öğretişlerine göre tek bir önderi vardır.  Bu önder de İsa Mesihtir. Kelam bunu bu şekilde söylemektedir. İhtiyarlara da, diğer bütün Mesih talebeleri gibi düşen şey, Mesih İsa’nın ışıklarını ve Ruh’un rehberliğini ve yazıların teşvikini izlemek ve yürekten tabi olmaktır. Ayrıca Mesih İsa’nın en büyük liderliğin hizmet etmekte olduğu sözü de çok önemlidir. Çünkü kendisinin de tek önder olmasını tarif ederken sadece “hizmet etmeye geldiğini” söylemeside oldukça ilginçtir.
Bütün bu öğretiler ışığında söylenebilecek olan söz, mana önderliğinde zirvede tek  esas bir mana rehberi, önder olduğu gerçeği olmakla birlikte önderlik vasfını yansıtmak isteyen her kişinin de bunu ancak hizmet ederek yansıtabilecekleri şeklindedir.
Petrus, önderdir. Gerçekten de Petrus’un önderlik armağanı vardır. Andreas aynı şekilde önderdir. Bütün çevresindeki balıkçıların onu dinlediğini görüyoruz. Bu isimleri burada çoğaltmak mümkündür. Kısaca söylemek gerekirse Mesih İsa’ya ait kilise de yani toplumda, talebeler hepsi aslında kahinliğe çağrılmış olanlardır. Fakat bütün kahinlerin bir tek baş kahini vardır. Bu anlamda bütün Mesih talebeleri aslında mana yolunda, mana anlamında önderdir, bir diğer deyişle herkes hizmetçi, herkes öğrenen, öğrenmeye devam eden ve herkes öğreten konumundadır. Bir başka açıdan söylemek gerekirse insanlığın kutsal Ruh’la yönlendirilen insanlara ihtiyacı bulunduğu oldukça açıktır. 
O dönemde elbette fakirlere yardım eden insanlarda vardı. Ama bir farkla. Bunların büyük bir çoğunluğu günümüzde de  olduğu gibi başa kakarcasına ya da birilerinin gözüne sokarcasına bu yardımları yapıyorlardı. Oysa Pavlus Filipililer mektubunda şöyle yazmaktadır; “Mesih İsa’daki düşünce sizde de olsun. Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı”-Filipililer 2:5-6.  Bu hakkı kullanmak yerine Mesih İsa kul özünü alarak bütün hizmetini  bu konumda sunmuştur. 
O zaman, ilk yüzyılda Mesih İsa’nın öğretilerine göre mana yoluna çıkan Mesih talebesi için önderlik bugün anlatıldığı ya da görüldüğü şeklinden oldukça uzak bulunmaktadır. Mesela İncil’in içinde olan Pavlus’un bir mektubunda Pavlus “Tanrı’nın Ruhu’yla yönetilenlerin hepsi Tanrı’nın oğullarıdır” -Rom.8:14 demektedir. Tanrı’nın oğlu olmak elbette mecazi manada bir halin tarifidir. Bu ifade Tanrı insan birlikteliğini vurgulayan bir ifadedir. Ama böylesi bir ünvan hiç kuşkusuz bütün insani makamların üstünde bir makamdır ve bu ünvan istisnasız Ruh’la yönetilen yani gerçekten samimi ve sadık bütün Mesih talebelerine lütfedilmiş bir ünvandır. Ayrıca İsa Mesih “Size doğrusunu söyleyeyim, Oğul, Baba’nın yaptıklarını görmedikçe kendiliğinden bir şey yapamaz. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar. Çünkü Baba Oğul’u sever ve yaptıklarının hepsini ona gösterir. Şaşasınız diye O’na bunlardan daha büyük işlerde gösterecektir”-Yuhanna 5:19-20 demektedir. Yani Mesih talebesine düşen gösterileni uygulamak, yaşamaktır. 
Gösterilen Mesih İsa’da her bir samimi talebenin her ne konumda olursa olsun herkesten daha çok insanlığa, dünyaya hizmeti ile, hem de teşekkür bile beklemeden hizmeti ile ilahi ve içsel önderlik hizmetini yerine getirmesidir. Mesih İsa’nın Öz’e yani Baba’ya tabi olmasını bir anlamda kuşanması ve aynı şekilde ilahi sevgiye sevgi ve itaatle sadık kalarak kendi bulunduğu her alanda hizmetini sunmasıdır. İsa “Beni seviyorsanız buyruklarımı yerine getirirsiniz”-Yuhanna 14:15 demektedir. O zaman gerçek Mesih talebeleri, Yol dostları teşekkür beklemeksizin bütün insanlığın hayrına, iyiye, güzele, kaosu ıslaha hizmet edenlerdir. Böylesi bir yaşamı Mesih İsa’yı gerçekten seviyorlarsa  sergileyebileceklerdir. Çünkü aynı zamanda böyle bir yaşam Mesih İsa’nın aynı zamanda talebelerine buyruğudur. 
Ayrıca “İnsanın yalnız ekmekle değil Tanrı’nın ağzından çıkan her bir sözle yaşadığı”-Matta 4:4 öğretisi de yine kelami bir öğreti olarak bize işitme ile yaşama indirgeme arasındaki bağı net bir biçimde sunmaktadır. Bu sözler yaşam olmalıdır ki, bugün insanın kendi bencilliğinde ortaya koyduğu ve belli dini kalıplara sıkıştırılmış yaşamları, İsa’nın ortaya koyduğu gerçek “Yol” yaşamı ile karıştırılmasın. Bütün bu öğretilerin ışığında şu gerçeği iyice görmek çok önemlidir; Mesih İsa müslümanları, hristiyanları, Yahudileri  bir araya getirmek için çalışan bir kişi olarak ortaya çıkmamıştır. Ya da budistleri, ataistleri belli bir din ismi altında imana getirmek için gelmemiştir.  O’nun esas gayesi bütün insanlığı Yüceler Yücesi ile bir araya getirmek, barıştırmak ve “bir” kılmaktır. İnsanın yaradılış gayesi olan Yaratana suret olduğu gerçeğini kendi varlığını ortaya koyarak insanlığa yeniden ve yeniden hatırlatmak ve suret olabilmelerine “Yol” olmaktır. 
Elçilerin İşleri 10:34’de Petrus’un ağzından Luka şöyle yazmaktadır; “Tanrı’nın insanlar arasında yarım yapmadığını, ama kendisinden korkan kişiyi, ulusuna bakmaksızın kabul ettiğini gerçekten anlıyorum”. Bu sözlere göre de mana önderliği belli uluslara, belli seviyedeki insanlara, özel bazı ünvanlara sahip kişilere verilmiş değildir. Bugün yeni antlaşma mezheplerin öğretileri ve doktrinleri dışında ele alınıp okunabilirse varılacak nokta ilk yüzyılın o büyük mana ailesidir. O organize olmayan ama organik olan Mesih toplululuğu, Mesih talebeleridir. Baş kahini esas baş mana rehberinin Mesih İsa olduğu ve gönülleri fetheden ve hiç bir şey için “benim” demeyen, “herşeylerini paylaşan” Yol dostları, Mesih talebeleridir. Fakirleri kucaklayan, içsellikleri iyileştiren, topluma iyileşme sunabilen, bir anlamda yerel kaosları ıslah edebilen Mesih talebeleridir. 
Kısacası İsa’nın öğretisine göre “hristiyan önderliği” İsa’yı giyinen ve Mesih seviyesini yaşamına edinen her kişiye sunulmuş hizmet önderliğidir. Bu önderlikte önder asla 1.kendisine sorulmadıkça ruhsal konuları, mana konularını anlatmama gibi bir sorumluluğa sahiptir. 2. Ruhsal ve mana konularını asla para karşılığında paylaşmayacak olandır. 3.Birde ruhsal konularda konuştuğu ve öğrettiği zaman asla karşısında olanların kendisi ile aynı fikirde olmasını, hatta kendi yoluna dönmesini beklemeyen olmalıdır. Görüldüğü gibi bu tarz bir önderlik,  bu dünyanın alışmadığı, tanımadığı ve kolaylıkla alışamayacağı ve tanıyamayacağı bir önderliktir. . Bu bağlamda görünen organize yapılar ve onların bir çok ünvanlarını taşıyan kişiler esas Mesih İsa’nın bahsettiği mana önderliğini anlayabilmiş olan ya da  bu tarife uyan kişiler değildir. Belki de hiç olmayacaklardır. Ama gerçek ışıdığında ışık kalıcı olanı ortaya koyacak ve geçici olan karanlığın gölgeleri arasında kendi kendini kendine mahkum edip kaybolacaktır.